Metabolik Sendrom

Metabolik sendrom, diyabet ve prediyabet, abdominal obezite, kan yağı düzeylerinde bozukluk ve yüksek kan basıncı gibi kalp krizi risk faktörlerinin kümelendiği metabolik bir bozukluktur.

Metabolik sendrom dünyada giderek daha fazla sayıda insanı etkileyen önemli bir sağlık sorunudur . Metabolik sendrom, aslında bir modern yaşam hastalığıdır. Bu hastalık en çok; masa başında çalışan, düzensiz beslenen ve yoğun stres altında olan kişilerde görülüyor.

Salgın gibi hızla büyüyen bu probleme , hareketsiz yaşam tarzı, yanlış beslenme alışkanlıkları gibi çevresel etkenler yanında, kalıtımla gelen bazı özelliklerde rol oynamaktadır . Metabolik sendromun en önemli parametrelerinden birisi insulin direncidir. İnsulin direnci ve yağ dokusundaki artış, diyabet (şeker) hastalığı , obezite , artmış kan basıncı, kolesterol yüksekliği, kalp hastalıkları , kolon kanseri ve prostat kanseri riskini 4-5 kat artışına neden olmaktadır. Özellikle karın bölgesindeki organ yağlanması en tehlikeli yağlanma şeklidir . Elma tipi yağlanma olarak da adlandırılan bu yağlanma şekli daha çok erkekleri ilgilendirmektedir. Bu durumda dünya sağlık örgütü organ yağlanmasının en önemli göstergesi olan bel çevresinin ölçümünü kalp sağlığının en önemli belirteçlerinden biri kabul etmektedir.

Kilo fazlalığı ve bel çevresi kalınlığı fazla olduğu kişilerde görülen metabolik sendrom kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı gibi hastalıkların habercisidir. Bu hastalık tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşmaktadır. Metabolik sendromlu hastalarda, kan damarlarındaki sertleşmeler ve tıkanmalar inme ve kalp krizi riskini yükseltmektedir. Ülkemizde 60-69 yaş grubundaki insanların yüzde 62'sinde metabolik sendrom görülmekte ve tedavi olmak için endokrinoloji bölümlerine başvurmaktadırlar.

Bel çevresi erkeklerde 102 cm in üstünde olması , kadınlarda da 88 cm in üstünde olması kalp damar sağlığı açısından büyük risk grubu içinde olmalarına neden olmaktadır . Vücut kitle indeksi ise sağlıklı kilo kontrolünün bir göstergesi olup vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanır.

Sağlıklı kilo, yaşamınızı sağlıklı biçimde sürdürebilmeniz için olmanız gereken kilo aralığını ifade eder. Beden kitle indeksi esas alındığında, sağlıklı kilo aralığı beden kitle indeksinin 23-24 arasında bulunduğu değerlerdir. Olanaklarınız ölçüsünde bu değerleri 24-25 civarında tutmaya çalışın. 27'ye yaklaşan değerler mutlaka kontrol altına alınması gerekli değerlerdir.

İnsulin direnci olan kişilerde aşırı tatlı yeme ve bu durumu krizler/nöbetler halinde yaşama, kilo yönetimini zorlaştırmaktadır. Bu sorunla özellikle kadınlarda daha sık karşılaşılır. Arkasında ise ya gizli bir hipoglisemi ve glukoz metabolizma hastalığı yatabilir.

Genetik mirasında “insülin direnci” yazanlar, kolay şişmanlar ve şeker hastası olma riskleri hızla artar. İşin kötüsü, bu şanssız insanların kiloları arttıkça insülin direnci daha da derinleşir.

İnsülin direnci problemini çözmenin en etkili yolu, kilo vermektir. Yüzde 10'un üzerindeki kilo kayıpları sorunu neredeyse çözmektedir. Kilo vermek kan şekerini kontrolünü dengeliyor, kan basıncını düşürüyor, trigliseridi normal değerlere getiriyor. Bir süre sonra iyi kolesterol HDL'de yükselmeye de yol açıyor.

Kısacası insülin direnci genetik mirasta yazılı kalıcı bir “kodlanma hatası”, “genetik bir eğilim” durumudur. Bu nedenle “asla tamamen yok edilemez, sorun kökünden çözülemez” ama pek çok genetik sorun gibi o da yönetilebilen, kontrol altına alınabilen bir problemdir.

  • Dünya nüfusunun dörtte birinde metabolik sendrom bulunmaktadır.
  • Türkiye Metabolik Sendrom Araştırma Grubu’nun (METSAR) yaptığı çalışmaya göre, ülkemizde kentsel yerleşimlerde metabolik sendrom sıklığı ortalama %33,82’dir.
  • METSAR’ın verilerine göre, Türkiye’de 20 yaş üstü nüfusun üçte birine yakını metabolik sendromludur.
  • Metabolik sendromu olan kişilerin kalp krizi veya inme geçirme riski, olmayanlara kıyasla üç kat fazladır. Bu hastalıklar nedeniyle ölme riski ise metabolik sendromu olan kişilerde iki kat yüksektir.
  • Metabolik sendromu olan kişilerde Tip 2 diyabet gelişme riski beş kat yüksektir.
  • Dünya genelindeki 200 milyon diyabet hastasının %80’inin, kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle yaşamını kaybedeceği tahmin edilmektedir.
  • Bu veriler, metabolik sendrom ve diyabetin, morbidite ve mortalite açısından başta gelen hastalıklar arasında yer aldığını ortaya koymaktadır.

Metabolik sendrom risk faktörleri

Metabolik sendromun altında yatan nedenler henüz tam olarak açıklığa kavuşturulmamış olsa da, karın bölgesinde yağlanma ve insülin direnci önemli risk faktörleri olarak kabul edilmektedir.

Bunun yanında, kalıtım, hareketsiz yaşam şekli, yaş ve hormonal değişiklikler de risk faktörleri arasında yer alır.

Metabolik sendrom tanı kriterleri

Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun (IDF) tanımına göre, metabolik sendrom tanısı için, karın bölgesinde yağlanma ile birlikte, aşağıdaki faktörlerden en az ikisinin bulunması gerekmektedir:

  • Açlık kan şekeri yüksekliği (≥100 mg/dL) veya tip 2 diyabet
  • Tansiyon yüksekliği (≥85/130 mm Hg) veya hipertansiyon hastalığı
  • HDL kolesterol düşüklüğü (erkeklerde < 40 mg/dL; kadınlarda < 50 mg/dL)
  • Trigliserit yüksekliği (≥150 mg/dL)

Karın bölgesindeki yağlanma “abdominal obezite” olarak adlandırılır ve bel çevresi ölçümüyle değerlendirilir. Avrupalılarda sınır değerler şöyledir:

  • Kadınlarda: ≥ 80 cm
  • Erkeklerde: ≥ 94 cm

Abdominal obezite, bel kalça çevresi oranının 0,9’un üzerinde olması olarak da tanımlanmaktadır.

Metabolik sendromdan nasıl korunabiliriz?

Metabolik sendromdan korunmanın temeli, sağlıklı bir yaşam şeklini benimsemektir.

Metabolik sendrom tanısı konmuşsa, kalp-damar hastalığı ve tip 2 diyabet riskini azaltmak için hemen harekete geçmek gerekir. Önce hasta kalp-damar hastalığı riskleri açsından kapsamlı bir şekilde değerlendirilmelidir. Daha sonra, ilk planda sağlıklı yaşam şeklinin benimsenmesine yönelik önlemler uygulanır. Bu önlemlerin yeterli olmaması halinde ise tedaviye başvurulması gerekebilir.

“İnsülin direncinin kontrol altına alınması, bu konuda eğitim almış bilgili bir hasta ile uzman bir sağlık ekibinin birlikte çalışarak başarabileceği bir iştir. İnsülin direncini normale getirmek, ilaç tedavisi veya yalnızca diyet yapmakla mümkün olmaz. Bu iki önlem birlikte uygulansa bile arzu edilen sonuç her zaman alınamaz. Çünkü bu iş, egzersiz olmadan asla başarılamaz...

Fiziksel aktivitede bulunmadığımızda bir çok hastalık açısından risk altında olduğumuzu pek çok kanıt gösteriyor. Üzerinde en çok durulan sorun, kalp damar hastalıkları. Hareketsiz olduğunuzda kalp hastalığına yakalanma riskiniz iki kat artıyor. Ancak, bu durum felç için de geçerli şeker hastalığı söz konusu olduğunda da. Hareketsizlikle şeker hastalığı arasındaki ilişki çok güçlü. En son kanıtlar fiziksel aktivite, hareketsizlik ve bazı kanserler arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor. Özetle, hareketsizseniz, kendinizi her türlü sorunla karşılaşma riskiyle karşı karşıya bırakıyorsunuz, bu kadar basit.

Sorunun çözümü, kilo vermekten geçiyor. Mevcut kilonun yüzde 10'unun kaybı, yukarıda da belirttiğimiz gibi orta ve uzun vadede mükemmel yararlar sağlıyor ama ne var ki insülin direncini yönetmeyi öğrenmeden kilo vermek oldukça zor, hatta imkânsız!

Bunun için mutlaka “medikal bir kilo programı” şart. Çoğu hastada “diyet+egzersiz+ilaç” üçlüsü olmadan başarılı olmak mümkün olmamaktadır.

  • Bu sağlık probleminden uzak durmanın en iyi yolu ideal kiloyu korumaktır. Bunu düzenli egzersiz ve sağlıklı yemek yeme alışkanlığı edinmekle mümkündür.
  • Dışarıda yürüyüş yapın
  • Asansör yerine merdiven kullanın
  • Yakın mesafeler için araba yerine yürüyerek veya bisiklet kullanmayı tercih edin
  • Eğer araba kullanmak zorunda iseniz hedefinizden daha uzağa park ederek yürüme mesafesi yaratın
  • Televizyon seyretmeyi kısatlayın
  • Dansa gidin,yürüyün , yüzün, bisiklete binin
  • Hazır meyve suları, spor içecekleri şeker içermektedir. Onun yerine su, yağsız süt tercih edin
  • Bir gün içinde en azından 5 porsiyon meyve almaya çalışın
  • Fast-food restarantlardan uzak durun. Salata ve ızgara yağsız et tercih edin.
  • Hergün sağlıklı kahvaltı yapın. Televizyon seyrederken atıştırmayın. Porsiyonlarınızı küçük tutun
  • Eğer BMI 30 dan büyükse
  • Yaşam tarzı programı (yemek yeme, aktivite ve davranışların modifikasyonu)
  • 12 hafta içinde kilo kaybı sağlanamadığı takdirde farmakoterapiyi düşünmek gereklidir.
  • İlgili risk faktörleri ve hastalıklar tedavi edilmelidir ( özellikle tip 2 diabet , dislipidemi, hipertansiyon ve organ yağlanması.

İlk aşamada sağlıklı yaşam şekline geçiş:

  • Fiziksel egzersiz: Amaç, hücreleri daha fazla glukoz kullanmaya ‘zorlamak’ ve kilo vermeyi sağlamaktır. Her gün veya haftada en az beş gün, en az 30 dakika orta düzeyde egzersiz yapılması önerilmektedir (hızlı yürüme, yüzme, yavaş koşma, bisiklete binme gibi).
  • Beslenme şeklinin değiştirilmesi (dengeli ve sağlıklı beslenme)
  • Orta derecede kalori kısıtlaması (ilk yılda %5-10 kilo vermeyi sağlayacak şekilde)

İkinci aşamada tedavi:

Yaşam şeklinde değişiklik yeterli olmuyorsa ve kalp-damar hastalığı riski yüksekse, ilaçla tedavi gerekebilir. Hekimin önerileri doğrultusunda, lipit düşürücüler, antihipertansifler ve antidiyabetikler kullanılabilir.

Detaylı bilgi almak yada Randevu talepleriniz için 0(232) 463 62 62 numaralı telefon numarasından yada web sitemizdeki E-Randevu sisteminden de ulaşabilirsiniz.

Ayrıca tüm sorularınız için web sitemizdeki Doktora Sor sisteminden de ulaşabilirsiniz.